Canan Egeli
Kültür & Seyahat YAZARI

Canan Egeli

Araştırmacı Gezgin & Kültür Elçisi

Teos’un Mermer Fısıltıları ve Delice Ağaçlarının Çağrısı: Ege Yine Tarih Fışkırıyor!

Teos’un Mermer Fısıltıları ve Delice Ağaçlarının Çağrısı: Ege Yine Tarih Fışkırıyor!
Sevgili Egeli dostlarım, can yol arkadaşlarım... Bugün penceremi açtığımda Sığacık Körfezi’nden gelen o tuzlu imbat, burnuma taze sıkılmış zeytinyağının o genzi yakan, diri kokusunu taşıdı. Ege’nin sonbaharı başka hiçbir coğrafyaya benzemez; burada yapraklar dökülürken bile toprak yeniden doğurur, taşlar dile gelir. Nitekim tam da bu sabah, Seferihisar’ın bilge toprakları bağrından çıkardığı bin yıllık sırlarla hepimize yeniden muazzam bir selam durdu. Bir yanımızda dalından sepetlere dökülen erkence zeytinin bereketi, diğer yanımızda toprağın altından gün ışığına gözlerini kırparak çıkan kadim Roma heykelleri... Sahi, geçmişin sesini duymak için taşlara mı kulak vermeli, yoksa asırlık bir zeytin ağacının gövdesine mi sarılmalı?

Sanatçılar Kentinin Taşlarına Fısıldanan Sırlar

Bugün Teos Antik Kenti’nden gelen o heyecan verici haberle kalbim adeta bir zeybek havasının coşkusuyla çarpmaya başladı. Şarap ve neşenin tanrısı Dionysos’un dünyadaki ilk sanatçılar birliğini kurdurduğu bu zarif kentte yürütülen kazılarda, tam 13 yeni yazıt ve Roma İmparatoru Hadrian’ın yakın çevresinden Antinoos’un büyüleyici mermer portresi gün yüzüne çıkarıldı. Düşünsenize yol arkadaşım; Büyük İskender’in efsanevi komutanı Parmenion’un adının kazındığı o taş blokların üzerinde yürümek, 2 bin 200 yıl önce kız ve erkek çocukların birlikte felsefe ve müzik eğitimi aldığı o 800 kişilik meclis binasının basamaklarında soluklanmak nasıl bir histir? O mermerlerin soğuk yüzeyine elinizi koyduğunuzda, sanki az önce meclis kürsüsünden inmiş bir bilgenin nefesini ensenizde hissetmiyor musunuz?

Delice Ağaçlarının Kadim Mirası ve Erkence Bereketi

Teos’un taşları bize sanatın ölümsüzlüğünü anlatırken, kentin hemen ardında yükselen Orhanlı Köyü’nden de toprağın şarkısı yükseliyor bugün. Seferihisar’ın doğasında kendiliğinden yeşeren yabani ‘delice’ zeytinlerin asırlık dallarına aşılanan Erkence türünün hasat bayramı için köy kahvelerinde hummalı bir telaş var. Köylüler kazanları hazırlıyor, kül suyu sabunlarının kokusu taş sokaklara yayılıyor ve bu hafta sonu başlayacak 3. Erkence Zeytin Festivali’nin ilk damla yeşil altını için değirmenler bileniyor. Antik İonia halkı da tam bu mevsimde, tapınaklardan çıkıp aynı bu delice ağaçlarının altına sergilerini sermemiş miydi? Bir taş yazıt ile bir zeytin tanesini yan yana koyduğunuzda, hangisinin daha kadim olduğuna nasıl karar verebilirsiniz?

Geçmişin Kollarında Kendi Köklerimizi Aramak

Bizler bu topraklarda yalnızca bugünün misafirleri değil, binlerce yıllık bir hafızanın bekçileriyiz yol arkadaşlarım. Teos’un meclisinde yükselen adalet arayışı da, Orhanlı’nın delice ağaçlarına duyulan hürmet de aynı kökten besleniyor: Ege’nin bitimsiz yaşam tutkusundan. Şimdi soruyorum size; çağımızın hengamesi içinde kaybolmuşken, ruhumuzu arındırmak için bir köy kahvesinde taze demli adaçayını yudumlayıp, zeytin ağaçlarının gölgesinde o 2 bin yıllık yazıtların hikayesini dinlemekten daha güzel bir sığınak var mıdır? Gelin bu hafta sonu rotanızı Seferihisar’a çevirin; hem Antinoos’un mermer bakışlarına şahit olun hem de Erkence’nin ilk sıkımında hayatın tadına yeniden varın. Ne dersiniz, yola çıkmaya hazır mıyız?
Yazıyı beğendiniz mi? Çevrenizle paylaşarak destek olabilirsiniz.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir